23 Mayıs 2016 Pazartesi

Bu yol nere gider?


-Bitişiğimizdeki gider borusundan gittiler. Kaç kişiydiler? Saymadım, kalabalıktılar. İkiye tektiler.

-Teke üç müydüler yoksa? Kafam dalgalı. Kafamı biraz şu sandalyeye koysam.

-Koy. Askılık düşerse düşsün.

Çattt, çattttt!

-Heh düştü. Sen demiştin ama. (Emin amca sigarasını yaktı.) Amca bugün ne oldu böyle?

-Ne oldu?

-Askıcıyım ben. Çay taşırım. Çayla birlikte dünyayı taşıdım sanki.

-Besmeleyle başlayacaksın işe.

-Duvara yazdık işte besmeleyi. Gözümüzden kaçmasın diye belirginleştirdik. Bu sabah yarım kaldı besmele. Çekerken hapşırdım.

-Bu gider borusu bir gün patlar.

-O, belediyenin su borusu mu be amca? O bugüne bugün Sevenler Kahvehanesinin aleme gider borusu. Geleni buyur eder. Ayakta bırakmaz. İçine kaç kişiyi alıyorum, biliyor musun sen? Giren hiç çıkmıyor. Baştan söylüyorum. Gider borusuna giren bir daha çıkamaz. Söylenene göre başka borulara giden yollar açmışlar. Ben karışmam; paralı boru bu, ücretime bakarım. Ücretini versin, babama da yol açarım. Geçen isyan çıkmış boruda. Tee şu Arnavut kaldırımlarını kırmışlar. Bizim çıraklar el attı da zor zapt ettik. Şeytan diyor bas suyu borudan, hepsi durulsun. Sanki ben zorla soktum onları.

Emin amca sigarasından derin bir nefes alır: Ühhhhhsss.

-Emin amca çok içiyorsun be! Birisini söndürmeden diğerini yakıyorsun.

Emin amca dumanlı gözleriyle Ahmet’e bakıp kafasını önüne eğdi, Ahmet tekrar konuşmaya başlayınca kafasını kaldırdı.

-Zamanında tek gözlü bir kedi gider borusunda kaldı, itfaiye geldi kurtardı kediyi. Kedi borudan çıktığında iki gözlüydü. Neymiş, bizim gider borusu ölümden saklıyormuş, iyi ediyormuş. Kardeşim belki iki kedi girdi aynı anda o boruya. Nereden biliyorsun tek gözlü kedinin içeride ölmediğine?

-Ahmet beni oraya almaz mısın?

-Emin amca sen sigara içmeden, at oynamadan orada ne yaparsın bir söylesen ya!

-Alacaklılar var, alacaklılar; uzaklara, yeni bir hayata giderim belki.

-Yaşın çok amca senin, diğer bağlantı borularına aktarılmayı beklerken içeride havasız kalırsın. Hem kontenjan dolu. Ek kontenjanları da eylülde açacağız. Sen hele dur, şu ağustosu bir atlatalım. O değil de geçen Hakkı ustayla konuştum. Sokak altına dirsek atalım. Belediyenin metro istasyonunun havalandırma bölümü bu sokaktan geçecekmiş, bizim ekler değer kazanır dedim. Yeraltında dönüşümü bekleyelim deyip geçiştirdi. Canıma minnet! Kendisi bilir.

-Emin amca külleri masaya atıyorsun, oraya küllüğü boşuna mı koyduk?

-Öhüöhüühhöh

-Öksürürsün tabi. Bir de bu halinle beni de al boruya dersin. Boru milletini senin öksürüğün öldürür be!

Çatıırrıt, çattırırrıııııırtt.

-Necmi olum şu kepenkleri yavaş indir. Hilmi amcan sayıklaya sayıklaya uyudu.

Berberi kapatan Necmi, Şahinder teyzeyi duymazlıktan gelip yanımıza oturuyor.

-Yoruldum diye bir kelime var Emin amca, onu benim yerime söyler misin?

-Sana ancak ben çay söylerim Necmi.

-Gider borusu işine ben de giriyorum. Her tıraştan sonra doğru aşağıya. (Ahmet’e bakarak) Hem seninkinden daha kaliteli, üstünden kamyon geçse kırılmayacak malzemeden yaptıracağım.

-Hele şuna bak. Ben senin gider koyacağın yoldan dört yıldır geliyorum be, onlarca insanı da yolluyorum. Hey yavrum, hey!

Necmi, Ahmet’e oralı değil. Gün sonunda 34 kişiden numunesini aldığı tüyleri üzerinden atma uğraşında.

-Hağğkkk, tüfhhh!

Emin amca 3 paket sigaranın harcırahını sokağa döküyor.

-Tükür Emin tükür, ne de olsa yerin altında tükürüğünden beslenenler var.

Giderdekiler susup kendilerini suyun akışına bırakmak yerine sürekli konuşuyorlar. Necmi aşağıdaki sesleri bastırırcasına kaldırım üzerinde zıplıyor.

-Aşağıda örgütlü mücadelenin başlandığı söyleniyor Ahmet. Elebaşı olarak hapse atmasınlar seni.

-Su var su. Yeryüzünde nasıl eylemler de kullanılıyorsa biz de yeraltında isyana misyana izin vermeyiz evvelallah! Bu işe gireceğim diyen adama bak, bir de seni hapse atmasınlar diyor. Ne biçim adamsın be Necmi?

-O biçim adamım ben. Bak sen... (Aşağıdan gelen konuşmaların sesi artar.)

-Necmi bir dakika, alttakiler konuşuyor:

-Yeryüzünde bulmacalarda hala boru sesinin sorulduğu bir gerçek arkadaşlar. O soruya da bizi dinlemeden, taleplerimize kulak vermeden cevap veriyorlar. Biz çok sesliyiz. Bu tek tipleştirmedir. ‘Ti’ sesi hanginizden çıkıyorsa söylesin. Burada kaç kişiyiz, ayıptır.

30 Mart 2016 Çarşamba

düğmeye basar mısınız


bir kere attan düşmüştüm dedem bana bisiklete binmeyi öğretti
ikinci düşüşte ilgi görmedim eskisi kadar
belki ben haklıyımdır
belki de ben
şu andan çıkarıldığımızda geçmiş kalacaksa ben razıyım aLlah da razı olsun
geçmiş olmalısınız bu tip konuları
belki siz haklısınızdır
belki de siz

19 Aralık 2015 Cumartesi

Hayal meyal maya

İzleyelim kör döğüşlerini bir grup kunduzun.
Kuraklıktan kaçıp çapak altlarına saklanalım.
Dedem bizi unutur nasıl olsa.
Kurutur ve asar gözünün arkasına.
Saati soruyordun, zamanı nerede harcadıysan oradadır dememişti annem.
Oysa iki soru(n):
İnsandan biri  var mı?
İyi bir şey -çıkar mı?
Meraksa ediyorum merak:                                      
Kimleysen sen, kime neyse sen!
Dedemin sondasında takılı kalan idrarın yolunu açmaya gidiyorum.
Sen bu şiire göz kulak olursun.

18 Ekim 2015 Pazar

İçim Geçmiş / Zamanlı Ekler Pastanesi


Mahalleden iki çocukluk arkadaşım öldü. Birisi öleli baya oldu. Soba zehirlenmesinden öldü o. Diğeri daha çok yeni. O da kanserden vefat etti.

Kar yağdığında Mehmet Emin’i hatırlarım. Mehmet Emin karlı bir günde soba zehirlenmesinden annesi ve babasıyla birlikte öldü. Mehmet Emin güzel gözleri olan bir adamdı.

Her otobüse bindiğimde de Harun’u hatırlarım. Harun can sıkıntısından otobüse binerdi. Şehri dolaşır, eve gelirdi. Biraz tuhaftı Harun. Çocukken kimse katmazdı onu oyuna, arkadaşlık da etmezdi. 

Bir gün otobüste karşılaştık. Anlattı hastalığını. Askerde kapmış.
Akciğerim kötü Onur dedi.

-Yok mu şifası?
-Çok doktora gittik. Hepsi aynı şeyleri söylediler. Aynı ilaçlara devam ediyorum.
-Çalışamıyorum. Kimse iş vermiyor. Çok canım sıkılıyor, otobüse binip çarşı-pazar dolaşıyorum.
-Çarşıya indiğinde bizim ajansa gelsene, çay içersin.

Kartvizitimi verdim.
Harun bir kez geldi. Gelmeden aradı üstelik. Çay içti, hiç konuşmadı, güldü ve gitti.

Sonra biz o ajansı batırdık. Arkamızda bir sürü hayal kırıklığı, çay kaşığı ve Harun’un o gülümsemesini bıraktık.   

Ben başka bir ajansta işe başladım. Bir gün telefonum çaldı. Harun ölmüş. Güldü ve gitti. Keşke bir çayımı daha içseydi.

Kuru pasta kurusu bir pastane küfürü olmalıydı. Böyle sonlarda en okkalı küfürden daha ağır geleceği için tatlı tatlı söylenmeliydi: Kuru pasta kurususun sen hayat! 

24 Haziran 2015 Çarşamba

istek şarkı

-Ben kadar yalnızım
kanıyorum kalbimden
kanıyorum birine
Türkçenin geniş anlamına değil de
adaletin çifte standartına takılıyorum:
Kışın üşüyenler ısınmadan yaz gelmesin
Kar topundan ölenlerin mezarına, eriyen kar suları inmeden yaz dondurması yenmesin
Dedem acı çekmeden ölsün

22 Mayıs 2015 Cuma

biraz karışıktı, kaşındırdı.

çok düşününce midem bulunuyor çok parası olmadığından sarıya boyanamayan yerel gazetelerin siyah beyaz iş ilanlarında
kafamı bozarsam 50’li yaşlarıma gidip tramvayda FM radyo açabilirim
ya da bir dönerciye gidip nasıl oluyor da her saat her dakika canın döner çekmiyor diye çıkışabilirim
bir kazı kazancıya her şeyi kazımamak için kendisini nasıl tuttuğunu sormayı aklımdan dahi geçirmiyorum

tehlikeli birine dönüşüyorum, yaklaşamıyorum kendime dahi
tam boşalmaya yakın içime biniyorum biletsiz, özel güvenlikler çıkarmaya çalışıyor
size ne olum benim içimden, içimde komün bir hayat var diyorum
 orası devletin diyorlar
devlet içinde, içimizde
‘’içimizden biri’’ gerçek bir projeymiş, uyumayalım muhtar ilanlarında

biliyorum, en başta ben uyumaya devam edeceğim.
uyurken midemdeki düşünceleri nadasa bırakıyorum
mağdurların sesini duyuramadığı rüyamda, güç sahipleri mağdur görünmekten utanç duymuyorlar
gece tuvaletine kalkıyorum
mezarlığa gidip film için fotoğraflar çekiyor düşüncelerim
yolun karşısına geçip iddia oynuyor ölüme oransız

kavram kargaşası yaşanan 3 tarafı anksiyeteyle çevrili bu ülkenin jeopsikolojik konumunu tartışmaya açıyorum!
Eskişehir’de Türk bayrağını öpen çocuğun psikolojisi bozulmuş olabilir.  
Şu an 301. maddeden yargılanacak olabilirim ama o çocuğa hediye vermeyi kesin.
Pedogojiyi yeni okumaya başladım. Vicdanımı doğduğumdan beri okuyorum ve neremde gösterebilirim!
Bazı sokaklarda öpmek için Türk bayrağı arayan çocuklar görmemiz mümkün. Aynı çocuk bir daha her Türk bayrağı gördüğünde öpmekle yükümlü olacak.
Ya hastalanırsa?
Vebali boynumuza.
Midemde düşünceler bulanıyor.

Karışıktı, kaşındırdı. Üzerinize kustum. Affedin. 

4 Nisan 2015 Cumartesi

burası çok karışık

Ne zamandır bir metin yazacağım. Yazamıyyorum. Dur bir deneyim.
yarım yamalak kesik mi kesik anlatım imla her şeyin bozulabileceği zaman zaman senaryoya dönecek kimi zamanda klavyedeki yy tuşu fazla bastığından bazı yyleri çift görecebileceğiniz ne menem bir şey.

bazı insanlarla karşılaşıyyorum sokakta tanıdığım insanlar arkadaşlarım, birlikte iş yaptığımız adamlar, kadınlar. konuşmak istemiyorum çünkü biliyorum ki ‘nasılsın’ faslından ziyade görüşürüz yalanlarına iyi dileklerine falan bir katil şahit olsa üşenmeyip öldürür hepimizi.

akıllı telefonlar sağ olsun. insanlar artık akıllarını alan telefonlara gömüldüğü için kafalarını kaldırmıyyorlar yolda yyürürken ki böylelikle konuşmak istemediğim insanları önce ben görüyyorum telefonla oyynuyorlar. böyylelikle zorunlu selamlaşma faslına girmiyyoruz. çok iyi ediyoruz. bu tespiti yyaparken kendi tespitimi yyapmaktan geri kalmayalım ben de bazen o akıllı telefona dalıyyorum kim bilir belki birileri de benimle göz göze gelmeyyip konuşmak zorunda kalmadığına seviniyyordur. canlarım.

geçen gün koşarken fark ettim artık binaların eskidiğini yyüreğimiz götürmüyor hemen mantolama, hemen dış cephe kaplama. insanın içi edebiyatına girmeyeceğim ama binaların içi eski anacım önünü toparlasan ne olacak. vitrin yaşamlarımızı vitrin apartmanlarımız gösteriyor artık. kahrolsun mantolamizim.

Aşağıdaki sorularla kafamı kurcalamak istiyyorum derken bir şey oluyor, kalıyor. Cevaplarını bilene cevaplarım var!

Kazı kazan satan bir milli piyangocu, meslek hayatı boyunca kaç defa kazı kazamıştır? En yüksek kazandığı ikramiye nedir? Ben milli piyangocu olsam ‘Hayatta deneme sıklığımızdan dolayyı ‘bu sefer olacak’ diyip 2 günde kapıyya koydururdum kendimi.

Bakkalcı dükkanından kaç defa gofret, cips, dondurma yyemek için iç geçirmiştir? (Çocukluğunuz cevap versin yya da bir çocuk cevap verirse hayata kaldığımız yerden devam edebiliriz) Bakın çok kritik burası.

Tanımadığınız birisi öldüğünde siz de rahmetliyi pis alışkanlığımız olan sosyal medya hesaplarında araştırıyor musunuz? İnternette arıyor musunuz? Ben arıyorum sonra gerizekalı hayatıma kaldığım yyyerden devam ediyyorum..

Fazla yyy basan klavyenin canı cennete.

Toplu taşıma araçlarında yüksek sesle telefonla konuşanların dertlerine maruz kalınca depresyona girip intihar eden birisinin katilini kameralardan, şahitlerden ya da herhangi bir tanıklık edecek şeyyden bulabilir miyiz? (Bu soruyu ülkemizin jeopsikolojik konumundan kaynaklanan sorunlarını göz ardı edip cevaplamanızı beklemiyyorum.  Daha çok yeni bir olay. Güzide topraklarımızda bir şehrin valisi o şehirde öğretmenlik yapan bir hocayyı herkesin içinde sırf giyim ve saç-sakal tarzından dolayyı küçük düşürdü. Onurunu kalbinde taşayan hoca birkaç gün içinde kalp krizinden hayatını kayybetti.)


bakın ne diyorum tramvay diyyorum benim derdimi duyup depresyona girip hastalanan varsa lütfen bildirsin ben o vali kadar geniş bir vicdana sahip değilim. ölürüm. hiç beklemem.